Hayatımın son sömestr tatilinden hepinize merhaba!
Bu günlerde bu gerçekle yüzleşiyorum, 18 senelik eğitim-öğretim hayatıma veda ediyorum. Oldukça uzun fakat geriye bakıldığında bir o kadar hızlı geçen bir zaman oldu. Vedalar her zaman acıtır, benim içinse hiçbir zaman kolay olmamıştır. Herhangi bir şeyi kaybetmenin verdiği duyguyla mücadele etmekte her zaman zorlanırım ve bundan kaçabildiğim kadar kaçarım.
Anlatılanlara göre küçükken de böyleymişim, bir yerden veda vakti gelince bir bahane bulur ve ağlamaya başlarmışım. Gerçekten seneler geçiyor fakat bazı huylar baki kalıyor. Akademik dönem başladığından beri içimde bir huzursuzluk vardı. Sanıldığının aksine, bunun klasik bir "mezuniyet telaşı" veya "derslerden geçme kaygısı" olmadığını biliyordum. Uzun ve yıpratıcı bir sınav döneminden sonra arkama yaslandığımda henüz adını yeni koyabildim: kaybetme korkusu.
Düşünüyorum da bir şeyle mücadele ederken insan duygusal anlamda ne kadar da zayıflıyor. Kendimi bu anlamda bazen tanıyamıyorum. Çok dik ve kararlı durduğum pek çok konuda tavizler vermeye başladım. Bu çok sağlıklı bir şey değil çünkü uzun vadede insanın kendine olan saygısını zedeler.
Bu sebeple kendime bir çekidüzen vermek zorunda olduğumun farkındayım. Fakat bu o kadar kolay değil birbirinin sebebi haline gelen bu duygusal sürüklenmeden çıkmak için önce ilk yenildiğim nokta ile yüzleşmem gerekiyor.
Zaman algımızın doğrusal yani bir çizgi gibi olduğunu düşünürsek, bu akış içerisinde "geride kalanları" kabullenmek sanırım en doğrusu, çünkü geri dönemiyoruz. Dolayısıyla "geride kalanları" kucaklayıp yanımızda taşımak bu doğrusal yolculuğu yorucu ve yıpratıcı kılıyor. Bana dönecek olursak, bir gün yorulup kucağımdakileri atacağımı bildiğim halde götürebildiğim yere kadar kucağımda taşımayı seçiyorum. Çünkü ertelenmiş, uzaktaki mücadele şu andakinden daha cazip geliyor.
Ursula Le Guin, "Dünyanın Kıyısında Dans" kitabında "doğrusal zaman" algısının dolayısıyla ilerlemeci anlayışın eril olduğundan, kadınların ise dairesel, devinime meyilli bir zihinlerinin olduğundan bahsediyor. Gerçekten de bu akışı kabullenmek benim için her zaman zor olmuştur. Bu anlamda bu alışkanlıkla mücadele etmem demek biraz da kendime meydan okumak anlamına geliyor. Fakat zaman içinde bu yolculuğu daha az yorucu kılmak için istemsiz öğrendiğim yöntemler de oldu. Bunlardan biri "özdeşleştirme"; geçici olan şeyleri nisbeten daha kalıcı olan şeylerle özdeşleştiriyorum, aslında bir nevi aktarıyorum. Böylece geçici olan geride kaldığında kalıcı olana tutunmaya devam edebiliyorum. Bunun için de en sık kullandığım olgunun "mekanlar" olduğunu fark ettim.
Örneğin benim için Ankara ve İstanbul hiçbir zaman birer şehirden ibaret olmamıştır. Biri kaçışı, karmaşayı, özgürlüğü, kaybolmayı, boş vermişliği temsil ederken diğeri yenilgiyi, güvenliği, kalmayı, sorumluluk almayı, çabalamayı temsil eder. Bunun sebebi de hayatımdaki insanları şehirlerle özdeşleştirmem. İnsanlarla hesaplaşamadığım zaman şehirlerle hesaplaşırım. Kulağa gerçekten saçma geliyor.
Bunun yanında sanırım sembolize etmeye de fazla düşkünüm. Ne zaman birine ya da bir şeye zihnimde veda etmem gerekse bunu kağıda dökerek yaparım. Bir şiirle veya o anki hislerimi yansıtan kısa bir son not... O yazının içerisine de her zaman veda ettiğim şeye dair parçalar gizlerim. Böylelikle geri dönüp baktığımda, o vedaya dair son bir hatıra kalmış olur elimde.
Tüm bu sürdürebilme çabalarıma rağmen bu alışkanlığı kırmam gerektiği konusunda da ikna olmuş durumdayım. Çünkü bu "yanında taşıma" olayı o kadar yorucu olmaya başladı ki hayatımda küçük yeniliklere bile yer yokmuş gibi hissediyorum. Yeni bir diziye başlamak dahi gözümde büyür oldu. Yeni karakterlere bağlanmak, yeni hikayelere hayatında yer vermek, bir süre sonra ordan oraya sürükleniyormuşsun gibi hissettiriyor.
Bu yüzden bana rağmen ilerleyen zamanla savaşmamaya ve önüme bakmaya karar verdim. Bu kararımda ne kadar başarılı olabileceğimi kestiremiyorum, geleceğin belirsiz ve sisli oluşu beni bu mücadelede zorlayacaktır fakat böyle gitmemesi gerektiği konusunda kararlıyım.
Günün sonunda bir yerden başlamak lazım.
Eğer sizin de kafanızı benzer şeyler kurcalıyorsa en azından yalnız olmadığınızı söylemek isterim. Neler düşündüğünüzü yorumlar kısmında benimle paylaşmaktan çekinmeyin.
Hepinize iyi tatiller!
xoxo
Başak
Hepinize iyi tatiller!
xoxo
Başak
Hiç yorum yok
Yorum Gönder